ŞEHRİNİ ARAYAN ADAM…
Bahattin GÜLŞEN

ŞEHRİNİ ARAYAN ADAM…

Bu içerik 221 kez okundu.
“İnsan, şehri  inşa ederken, aslında taşın toprağın arasında kendisini inşa eder. Gönülde her ne var ise, şehir olarak görünür. Gönlü taş olanın şehri taş, gönlü aşk ile dolu olanın şehri gülistan olur.”  
 ( Hacı Bayramı Veli).
 
‘’Şehirlerinde bir ruhu vardır.’’  der, İbn-Haldun…  Şehrin ruhu, içinde yaşayan insanların ruhudur. Şehirler kentleşmeye başlayınca, içindeki insan ruhundan ve medeniyetine olan mensubiyetinden fire vermeye başlar. Erdemli insan erdemli şehirle çoğalır. Çünkü erdemli şehir, sanatın, ilimlerin, kültürün, eğitimin ve her ne kadar güzel haslet varsa merkezindedir.                                                                 
 
“Biz ne isek, Şehir de o dur. ’’ Yaşadığımız Şehirler, caddeden, sokağa, mağaza tabelalarından, park- bahçe tarzlarına ve meskenlerinin mimarilerine kadar kendi kimliğimizi de yansıtır. Kısaca, Şehir bizim suretimizdir. Nasıl ki kullandığı eşyalar ile sahibi arasında kuvvetli bir illiyet ve benzerlik bağı varsa. İnşa ettiğimiz şehirler, binalar ile de Şehrin insanları arasında bağ vardır. Bunu vurgulamak için ‘’Mal sahibine benzemez ise haramdır. ,, demiştir atalarımız.                         
 
Medeniyet, Arapçada ‘‘şehir” mânasına gelen medine isminden türetilmiş ve “es- siyâse” (yönetmek) “malik olmak” manalarını da içeren bir kelimedir. Medeni olmak Şehirli olmakla eş anlamlıdır. Günümüzde bunun  yerine kullanılmak istenilen, Batı’nın “uygarlık-civilisation”, yâni   laik -sivilleşme kavramını medeniyet şeklinde anlayanların bıraktığı şehirler de medeniyetimize dair izleri göremeyiz. Görünen sadece Tahribat ve talandır. Kirletmekten Hayatı zorlaştırmaktan öte gitmediğini Yaşadığımız Şehrimiz Edirne  de görmekteyiz.                                                                                                              
 
Medeniyet denilince Sanat, zerafet  ve nezaket anlaşılır. Tarihe İz bırakan Şehirleri ancak mefkûresi olanlar inşa ve ihya edebilir. Medeniyet Cihan-Şumül dür (evrensel).Önce kendi olamayanlar. Medeni ve evrensel  olamazlar ,Medeniyet üretemezler.Kendi değer ve kavramlarını inkar edenler bir süre sonra o değerlerin düşmanı olurlar.                                                      
 
Yabancı, moda değer ve kavramlarla varlıklarını sürdürme gayretine düşen toplumlar kendilerini her ne kadar ilerici ve Çağdaş olarak görseler de, Atalarından kalanlarla beraber şehirlerini de  hoyratça tüketir ve yok eder. Bir süre sonra tarihin çöplüğünde yok olurlar. Nitekim Ülkemizde, bu zihniyetin 1930 ve 40 lı yıllarda, Sadece Şehrimiz Edirne birçoğu camii olmak üzere 120 Tarihi eseri  Sattığı kayıt altına alınmıştır. Kör kazma ya da dinamitle yıkılanlar, Taşları ve keresteleri satılanlar kaderine terk edilenler bunlara dahil değildir. 
 
Şehir ve Medeniyet, Birbirinden ayrılamaz.Bu her iki kavram etimolojik olarak insanın sosyal bir yapıya ve iyi bir yönetime duyduğu ihtiyacın ifadesidir. Şehirlerin sorumluluğu büyüktür. Medeniyetler şehirlerde doğar. Şehirlerle gelişir. Şehirlerin görevlerini hakkıyla yerine getirememesi yavaş, yavaş değerlerini kaybetmesi Medeniyetlerin çöküşünü de hızlandırmaktadır. 
 
Şehir tasavvurumuzu kaybettiğimiz savaş ve bozgun dönemlerinden bu yana, Yaşadığımız Şehrimiz Edirne de, ucube birer sentez şehir suretinin hâkimiyetinin devam ettiğini görmek  Bu şehrin İnsanı olarak izzetimize dokunuyor. 
 
Bu sebeple Şehrimiz Edirne’nin, En Güzide meydanlarına Seyyar kenef dikenlere değil. Şehrini arayanlara! yani şehrini kaybettiğinin farkına varanlara,acısını çekenlere ihtiyacımız var.
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
9 kişi cenaze töreninde yedikleri yemekten öldü
9 kişi cenaze töreninde yedikleri yemekten öldü
Sesi duyan telefona sarıldı
Sesi duyan telefona sarıldı