Milli Güvenlik ve Savunma Konsepti - 1
Satuk Buğrahan MİRZABEY

Milli Güvenlik ve Savunma Konsepti - 1

Bu içerik 4774 kez okundu.

Günümüzde uluslararası güvenlik sorunlarını çözme üzerine sistemli şekilde çalışmalar yürütülüyor, politikalar üretiliyor, yeni savunma stratejileri geliştiriliyor. Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın 51. maddesinde ifade edilen devletlerin bireysel ya da ortak meşru savunma hakkı, devletlerin ikili anlaşmalar ile mali,siyasi ve askeri güç dengelerini belirlemeye yönelik politikaları, milletlerarası hukuka uygun bir zemin oluştursa da; milli güvenliği tehdit eden unsurların pek çok ülkede sistematik bir şekilde aynı amaç ve araçlarla hareket etmeleri, geçmişteki terör örgütlerinden farklı şekilde yapılanan ve faaliyet gösteren terör örgütlerinin ortaya çıkması, siber saldırılar, basın yoluyla yapılan dezenformasyon faaliyetleri devletlerin tedbirler almasına, yeni savunma konseptleri geliştirmesine ve yeni dünya düzeninin, devletlerarası ittifaklar üzerinden şekillenmesine neden oluyor.

 

Pek çok ülkede ceza kanunları yeni tehditlere göre güncellendi, siber suçlarla mücadele birimleri kuruldu, güvenlik güçleri modern çağın tehditlerine karşı eğitildi ve olası yeni tehditlere karşı önlemler alındı. Ancak, alınan önlemlerin ve güncellenen savunma konseptlerinin etkili şekilde çözüm bulamadığı sorunlar günümüzde halen mevcut. Modern çağın, halihazırda devam eden tehditlerinden biri de psikolojik harp.

 

Günümüzde, hegemonik savaşın bir unsuru haline gelen psikolojik harbin, basın ve sosyal medya yoluyla icra edilmesi ile toplumlar;

 

  • Güvensizlik hissine ve öğrenilmiş çaresizliğe mahkum ediliyor,

 

  • Bilgi kirliliğine maruz kalıyor,

 

  • Devlet ve devlet kurumları aleyhine kin ve düşmanlığa tahrik ediliyor.

 

Çağımızın güvenlik sorunlarından psikolojik harbin amacı, toplumlara etkileri ve yeni düzenin sosyolojik temelleri üzerine bilimsel araştırmalar yapılmalı, önleyici tedbirler alınmalıdır. Hegemonik savaşın tanımı, amaçları ve araçlarının tespiti yapıldığı taktirde milli güvenliğin tesis edilmesinin önündeki engeller ortadan kalkar ve çağımızın tehditlerine göre güncellenmiş yeni savunma konsepti çok daha başarılı bir şekilde icra edilebilir.

 

 

Hegemonik Savaşın Bir Unsuru Olarak Psikolojik Harp ve Psikolojik Harbin Sosyolojik Temelleri

 

 

1890’lardan günümüze kadar, devletlerin yönetici kadrolarına, toplumlara ve siyasi akımlara yönelik yürütülen psikolojik savaşları incelediğimizde, bu saldırıların uzun zamana yayılmış planlı bir saldırı olduğu, belirli bir strateji dahilinde yürütüldüğü ve çoğunlukla basın yoluyla yapıldığı görülecektir. Medyanın küreselleşmesi olarak ifade edilen; küresel çapta etkiye sahip bazı basın ve yayın kuruluşlarının belirli ülkelerin menfaatleri doğrultusunda yayınlar yapması, adını sıkça duyduğumuz üst aklın, bir denetim mekanizmasıyla toplumlara filtrelenmiş haberleri ulaştırması ve doğru bilgiye ulaşmanın zorlaşması; psikolojik harbin en önemli sacayaklarından olan basının yeni dünya düzeni doğrultusunda şekillendirildiğini gösteriyor. Günümüz dünyasında pek çok basın kuruluşu ve kanal, başta BBC, CNN, Reuters, SKY News, FOX News olmak üzere, bazı ülkelerin menfaatleri doğrultusunda yayın yaptıkları yönünde ciddi eleştirilere maruz kalıyor. Sanayileşmesini büyük ölçüde tamamlamış bazı Batı ülkelerinin, yeraltı kaynakları yönüyle zengin fakat sanayileşmesini tamamlayamamış ülkelere yönelik milletlerarası hukuka aykırı müdahalelerine, yayınlarında kimi zaman yer vermeyen, kimi zamansa hukuka aykırı bu müdahaleleri yayınlarıyla manipüle ederek kitlelere ulaştıran basın ve yayın kuruluşları; geçtiğimiz hafta yayınlanan yazımda belirttiğim üzere, Türkiye’nin, milletlerarası hukuk ve uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan haklarını koruma amacıyla hukuka uygun şekilde icra ettiği Zeytin Dalı Harekatı’nı ise “sivil halkın katledildiği” ve “Kürtlere yönelik bir saldırı” şeklinde manipüle ederek izleyicilerine ve okuyucularına ulaştırdı.

 

*

 

Yeni dünya düzeninin, 1789 Fransız İhtilali ve 11 Eylül 2001’de ABD’de yaşanan terör saldırılarının ardından daha sistematik şekilde, hızlandırılarak icra edildiği tartışmasız bir gerçek. Batının, Fransız İhtilali’nin hemen ardından, zengin yeraltı kaynaklarına sahip çok uluslu imparatorluklara yönelik; din, mezhep, ırk, siyasi görüş ve cinsiyet farklılıklarını gündemde tutarak toplumların ayrıştırılarak küçültülmesi politikası, günümüzde de uygulanmaya devam ediyor. Burada değinmek istediğim bir başka önemli bir husus, Türkiye toprakları üzerinde geçmişte açılan azınlık okullarının, sosyolojik açıdan etkilerinin günümüzde de devam ettiği gerçeği.

 

Islahat Fermanı’nın 1856 yılında ilan edilmesi ile azınlıklara okul açma hakkı verildi, gayrimüslimlerin devlet okullarında okuyarak devlet memuru olmalarının yolu açıldı. Islahat Fermanı’yla, gayrimüslimlerin subay olabilmelerinin önündeki engellerde kaldırıldı. Ermeni Patrikhanesi’nin çalışmalarıyla, 1790 yılında ilk Ermeni Okulu, Kumkapı’da açıldı, Ermeni Okulları ilerleyen yıllarda Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar yayıldı. Sadece, Ermeni ilkokullarının sayısı 813’tü, Ermeni ilkokullarında iki binin üzerinde öğretmen görev yapmaktaydı. 1901-1902 yıllarında azınlık okullarındaki Ermeni öğrenci sayısı yüz dört binin üzerindeydi. Nişantaşı’nda açılan İngi­liz Erkek Lisesi, Beyoğlu’nda açılan İngiliz Kız Ortaokulu, ABD tarafından kurulan Robert Koleji,… Örnekler çoğaltılabilir. Konunun önemine binaen; Türkiye toprakları üzerinde ABD’nin geçmişte 500’e yakın okulu bulunuyordu; 7 üniversite, 417 okul ve 43 yüksekokulla Türkiye topraklarında faaliyet gösteren ABD’nin; Sivas’ta 20, Harput’ta 9 okulu vardı.

 

İtalya, Almanya, Avusturya, Rusya ve İran’da, Türk toprakları üzerinde okullar açarak, eğitim faaliyetlerine yıllarca devam etti. Bu okullar; 3 Mart 1924’te çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlandı, bir kısmı kapatıldı. Azınlık okulları üzerine yapılan pek çok araştırmada, bu okulların Türk toplumuna sosyolojik ve kültürel etkileri ele alındı. Azınlık okulları üzerindeki denetim o kadar zayıflamıştı ki, 1.Dünya Savaşı’nda Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki bazı Ermeni Okulları, Ermeni çeteleri tarafından silah deposu olarak kullanılmıştı.

 

Azınlık okulları ve bu okulların Türk toplumuna etkileri üzerine daha detaylı araştırmalar yapılmalı. Milli Güvenlik ve Savunma Konsepti yazı dizisi devam edecek.

 

Haftaya görüşmek dileğiyle…

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
9 kişi cenaze töreninde yedikleri yemekten öldü
9 kişi cenaze töreninde yedikleri yemekten öldü
Sesi duyan telefona sarıldı
Sesi duyan telefona sarıldı