Milli Güvenlik ve Savunma Konsepti - 3
Satuk Buğrahan MİRZABEY

Milli Güvenlik ve Savunma Konsepti - 3

Bu içerik 6055 kez okundu.

Geçtiğimiz hafta yayınlanan yazımda; bazı meslek kuruluşlarına, terörle mücadele faaliyetlerinin hedef alınmasına ve beşinci kol faaliyeti olarak nitelendirilebilecek hususlara değinmiştim. Bu bölümde ise;

 

  • Terör örgütlerinin, Türkiye’de iç savaş çıkarma amacını,

 

  • 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimini,

 

  • Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Misak-ı Milli hususundaki sözlerini ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi olarak nitelendirebileceğimiz Misak-ı Milli doğrultusunda Türkmenlerin geleceğini,

 

  • Terörü kaynağında bitirmeye yönelik icra edilen Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarının ardından; terörle mücadelenin, Fırat’ın doğusundaki terör unsurlarına yönelik harekatlarla sürdürülmesinin gerekliliğini,

 

  • Savunma sanayisinde ithalatın sıfıra indirilerek, tamamen yerli üretime geçilmesi hedefi doğrultusunda yürütülen çalışmaları,

 

  • Terörün sosyolojik temellerini inceledim.

 

*

 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Misak-ı Milli sınırlarını “bu hudut İskenderun Körfezi’nin güneyinden, Antakya'dan, Halep ile Katma İstasyonu arasında, Cerablus köprüsünün güneyinde Fırat Nehri’ne ulaşır. Oradan Deyrizor'a iner, oradan doğuya uzatılarak Musul, Kerkük ve Süleymaniye'yi içine alır” şeklinde tarif ediyor. Türkiye; Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatları ile Atatürk’ün belirttiği Misak-ı Milli sınırlarının bir kısmında güvenliği sağladı. Terörle mücadeledeki konsept değişikliği, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ulusal güvenliğinin tesisine yaptığı katkının yanında, Suriye’nin kuzeyindeki Türkmenler başta olmak üzere, bölgede yaşayan halkların özgürleşmesini sağladı. Zeytin Dalı Harekatı öncesinde özellikle Suriye’nin kuzeyindeki, Atatürk’ün belirttiği Misak-ı Milli sınırları içerisinde yer alan Türkmendağı bölgesinde, terör örgütlerinin; Türkmenlere yönelik milletlerarası hukuka ve insan haklarına aykırı fiilleri, sivil halka yönelik katliamları, özellikle kadın ve çocukları hedef aldıkları saldırıları; harekat sonrasında bölgeye barışın hakim olmasıyla ortadan kalktı.

 

Geçtiğimiz yıllarda Türkiye’yi ve Türkmenleri hedef alan terör örgütlerinin stratejilerini, sosyolojik açıdan;

 

  • Ortadoğu’da küresel güç odaklarına tehdit oluşturabilecek bir merkezi yapılanmaya karşı bölgesel etnik kimlik oluşturulması,

 

  • Türkiye’de dayanışma ve bütünleştirmeye dayalı aidiyet algısının, Türk – Kürt ayrışmasında fonksiyonel bir aidiyet duygusuna dönüştürülmesi,

 

  • Küresel güç odaklarının dış politikalarını şekillendiren düşünce kuruluşlarının bünyesinde faaliyet gösteren pek çok kişinin basında yer alan beyanlarından hareketle, etnik kimliğin ön plana çıkarıldığı bir ayrıştırma süreci doğrultusunda sistematik faaliyetler ve eylemler yapılması ve eylemlerin başta etnik sosyoloji olmak üzere, pek çok araçla desteklenmesi,

 

  • Toplumun kutuplaşmasının ve kutuplaşan her iki tarafında tepki göstermesinin amaçlandığı provokatif eylemler yapılması şeklinde özetleyebiliriz.

 

Geçtiğimiz birkaç yıl içerisinde, terör saldırılarının özellikle şehir merkezlerinde yapılmasıyla ise; ülke çapında kaos ortamının oluşturulmasının, devlet otoritesinin ortadan kaldırılmasının, akabinde iç savaş çıkarılarak uluslararası müdahalelere zemin hazırlanmasının amaçlandığını söyleyebiliriz.

 

*

 

15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimi de, yukarıda saydığım maddeler üzerinden incelenmelidir.

 

Geçmişteki darbelerden farklı yönlerinin olması, çok sayıda sivil kaybın olması, şehir merkezlerinde sivillerin hedef alındığı pek çok saldırının yapılmış olması, TBMM’nin bombalanması ve darbe girişiminin başarıya ulaşması ihtimalinde olabilecekler göz önünde bulundurulduğunda; 15 Temmuz 2016 tarihindeki kalkışmayla, iç savaşın ve akabinde uluslararası müdahaleninde amaçlandığı söylenebilir. TBMM’nin ve Özel Harekat Daire Başkanlığı’nın bombalanması, sivillere helikopterlerle ateş açılması hususları da, 15 Temmuz darbesinin hedefinin direk olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti olduğunu gösteriyor.

 

Darbe girişiminin ardından TRT’de okunan metinde, pek çok kişinin dikkat etmediği bir hususa özellikle dikkat çekilmesi gerektiğini düşünüyorum. Darbe bildirisinde;

 

  • Uluslararası ortamda” ile başlayan cümlenin devamında kullanılan “daha güçlü bir ilişki ve işbirliği” ifadesi,

 

  • “Yurtta Sulh Konseyi; Birleşmiş Milletler, NATO ve diğer tüm uluslararası kuruluşlarla oluşturulmuş yükümlülükleri yerine getirecek her türlü tedbiri almıştır” cümlesiyle birlikte düşünüldüğünde; anayasal düzenin ortadan kaldırılması için yapılan darbenin, başka bazı amaçlarının da olabileceği görülecektir.

 

Anayasal düzenin korunması, hukukun üstünlüğünün sağlanması ve hukuk devletinin gelişmesi hususlarının; 15 Temmuz 2016 tarihindeki ve geçmişteki darbelerin uluslararası boyutu başta olmak üzere tüm yönlerinin incelenmesiyle sağlanabileceği anlaşılmalıdır.

 

 

Türkmenlerin Geleceği

 

Basında yer aldığı üzere; Lazkiye’nin kuzeyinden başlayarak Türkiye’nin Hatay sınırına kadar uzanan, Türkmendağı’da dahil olmak üzere, sınırları Irak’ın kuzeyindeki Sincar’dan Akdeniz’e kadar uzanan bir terör devleti kurulması planı; Türkiye’nin Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarını icra etmesiyle bertaraf edildi. Afrin’de, uzunluğu 60 kilometreye ulaşan beton tüneller inşa eden terör örgütü PKK/PYD, Türkiye’nin milletlerarası hukuk ve uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan haklarını koruma amacıyla başlattığı Zeytin Dalı Harekatı ile büyük bir darbe aldı. Türkiye, Suriye’nin kuzeyindeki halkın güvenliğini sağlamış olsa da, Fırat’ın doğusu ve Irak’ın kuzeyinde terör örgütlerinin başta Türkmenler olmak üzere sivil halka yönelik saldırıları devam etmekte.

 

Geçtiğimiz yıllarda; Türkiye’ye ve sayıları Suriye’de 1,5 milyonu, Irak’ta 3 milyonu bulan Türkmen nüfusa yönelik, küresel güç odakları ve terör örgütleri tarafından sistematik şekilde icra edilen;

 

  • Nüfus çoğunluğunu Türkmenlerin oluşturduğu bölgelerde demografik yapının değiştirilmesine yönelik maksatlı çalışmalar,

 

  • Irak’ın kuzeyi ile Suriye’nin kuzeyini kapsayan ve Akdeniz’e kıyısı olan bir terör devleti kurulmak istenmesi, terör devletinin kurulmak istendiği toprakların; petrol yataklarının yoğun şekilde bulunduğu ve nüfusun çoğunluğunu Türkmenlerin oluşturduğu bölgeler olması sebebiyle, Türkiye’ye ve bölgede yaşayan Türkmenlere yönelik yapılan saldırılar,

 

  • Musul ve Kerkük’ün stratejik konumu, zengin yeraltı kaynakları ve bölgede kurulmak istenen terör devleti sebebiyle özellikle Kerkük’te yaşayan 2 milyon Türkmen nüfusa yönelik asimilasyon ve zorunlu göç politikası, milletlerarası hukuka ve insan haklarına aykırı fiiller,

 

  • Devlet otoritesinin ortadan kaldırıldığı bir kaos ortamı ve akabinde uluslararası müdahaleye zemin hazırlanması amacıyla, iç savaş çıkarılmasına yönelik olarak, terör eylemlerin şehir merkezlerine taşınması, Türkiye’nin yeni güvenlik konseptindeki ve dış tehditler arasında önem arz eden hususlardır.

 

Bölgede demokrasinin gelişmesi ve sivil halkın terör örgütlerinden korunması, Türkiye’nin bölgedeki terör örgütlerini ortadan kaldırmasıyla mümkün olduğundan, terörle mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesi gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi olarak nitelendirebileceğimiz Misak-ı Milli’nin, bölgede hukukun üstünlüğünün ve demokrasinin hakim olmasının yegane yolu olduğu açıkça görülmekte.

 

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Misak-ı Milli’nin amacını “barıştan sonraki çalışmada başarılı olabilmek, milletin istiklalinin korunmuş olmasına bağlıdır. Misak-ı Milli’nin hedefi, onu temindir” şeklinde ifade ederken; Misak-ı Milli sınırlarını ise “bu hudut İskenderun Körfezi’nin güneyinden, Antakya'dan, Halep ile Katma İstasyonu arasında Cerablus köprüsünün güneyinde Fırat Nehri’ne ulaşır. Oradan Deyrizor'a iner, oradan doğuya uzatılarak Musul, Kerkük ve Süleymaniye'yi içine alır” şeklinde tarif ediyor.

 

Türkiye’nin Irak sınırının, engebeli arazilerin ve dağların üzerinden geçmesi sebebiyle ortaya çıkan güvenlik sorunları; Aynelarab, Haseke, Sincar ve Kandil’in terör örgütlerinden temizlenerek, Türkiye sınırlarının ötesindeki ovalarda karakollar yapılarak güvenli bölgeler oluşturulması suretiyle çözülürse, Türkiye’nin bugüne kadar 400 milyar Dolara yakın harcama yaptığı terörle mücadelede kalıcı çözüme ulaşılabilir, insan haklarına aykırı fiillerin ve terör örgütlerinin sivil katliamlarının önüne geçilebilir. Bölgede demokrasinin gelişmesine katkı yapılabilir. Bu noktada, 19 Şubat 1920’de kabul edilen Misak-ı Milli’nin sınırları içerisinde yaşayan Türkmenlerin geleceğininde, Türkiye’nin; Fırat’ın doğusu ve Irak’ın kuzeyini kapsayacak şekilde terör örgütlerine yönelik yapacağı harekatlara bağlı olduğunu söyleyebiliriz.

 

*

 

Türk savunma sanayisinde yerli üretim oranı geçtiğimiz 10 yıl içerisinde %65’e yükseldi. 2018 yılı itibariyle yerli imkanlarla üretilen savunma sanayi araçlarının bir kısmını sıralarsak;

 

  • Anka İnsansız Hava Aracı,

 

  • Silahlı İnsansız Hava Aracı,

 

  • Gözcü İnsansız Hava Aracı,

 

  • Akıncı Silahlı Hava Aracı (üretim aşamasında),

 

  • Hürkuş Eğitim Uçağı,

 

  • T129 ATAK Helikopteri,

 

  • Genel Maksat Helikopteri,

 

  • İnsansız Deniz Aracı,

 

  • Deniz Kuvvetleri için Akya Milli Torpido Sistemi,

 

  • Savaş gemisi (Milgem),

 

  • Zırhlı Muharebe Aracı Arma,

 

  • Zırhlı Muharebe Aracı Cobra,

 

  • Zırhlı Muharebe Aracı Pars,

 

  • Mayına Dayanıklı Zırhlı Muharebe Aracı,

 

  • Mayına Dayanıklı Personel Taşıyıcı,

 

  • SOM Füzesi,

 

  • Sığınak Delici Bomba,

 

  • Akıllı Genel Maksat Bombası,

 

  • T155 Fırtına Obüs Topları,

 

  • Milli Gemisavar Atmaca,

 

  • Tanksavar Füze Sistemi,

 

  • Kasırga Füze Sistemi,

 

  • Bora-12 Keskin Nişancı Silahı,

 

  • MPT Yerli Piyade Tüfeği…

 

 

Önümüzdeki yıllarda, yerli imkanlarla üretime geçmesi planlanan savunma sanayi araçları;

 

  • SİHA’nın üst modeli Akıncı,

 

  • 2019-2020’de Altay Tankı,

 

  • 2021’de savaş uçağı gemisi (şu an Tuzla Tersanesi’nde Türkiye’nin ilk savaş uçağı gemisi TCG-Anadolu üretim aşamasında, birim maliyeti 1,5 milyar Dolar olarak ifade ediliyor),

 

  • 2023’te yerli üretim savaş uçağı TF-X ve yine aynı yıl içerisinde üretimleri planlanan insansız savaş uçağı ve 2,7 milyar Dolar bütçe ayrılan denizaltı projelerini de dahil ettiğimizde, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin operasyonel kabiliyetinin ciddi ölçüde artması ve terörle mücadelenin daha etkin şekilde sürdürülmesi de mümkün olacaktır. Türkiye’nin ihracat kalemleri arasında, gelecekte ilk sırada savunma sanayi araçları olacağını da söyleyebiliriz.

 

 

*

 

Milli Güvenlik ve Savunma Konsepti yazı dizisi; sentetik – yarı sentetik kimyasallarıkanserojen maddelerin pek çok üründe yaygın şekilde kullanımını, başta kanser olmak üzere hastalıklarda görülen artışı ve ilaç endüstrisini incelendiğim, önümüzdeki hafta yayınlanacak yazımla devam edecek.

 

Haftaya görüşmek dileğiyle…

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
TRAKYA BİRLİK GALİP GELDİ
TRAKYA BİRLİK GALİP GELDİ
9 kişi cenaze töreninde yedikleri yemekten öldü
9 kişi cenaze töreninde yedikleri yemekten öldü