Ehliyet ve yeterlilik hakkındaki yazımda sizlere bu konuda düşünme davetim vardı. Adaletli bir siyasi partiler kanunun ülkemiz insanının sorunlarının çözümü için çok önemli olduğunu belirtmiş ve görüştüğünüz siyasilerden bu konuda yapacaklarını sorun demiştim.
Evet çağdaş batı demokrasilerini örnek almamız gerektiğini bizlere sıkça vaaz eden siyasilerimiz iş siyasi partilerle ilgili bu yasaya gelince ne hikmetse ipe un seriyorlar.
Kapalı yerlerde sigara içimine yasak getirirlerken de bizlerin sağlıklarını düşünüyorlardı.Yada ilköğretimi 8 yıla çıkarırken, çocuklarımızın geleceğini düşünüyorlardı. Kömür, yiyecek dağıtırlarken de toplumun ekonomik hayatına yardımdı gayeleri.
Bunlar gibi aslında faydalarını tartışmak olmayan genelde kabul gören (ve tarafımdan da) uygulamaları alkışlarken siyasi partiler kanununa iş gelince bundan hiç söz etmeyenlerin bu yaptıklarının da bir önemi olmadığını düşünüyorum.
Çünkü inanın bu çok önemli kanun siyasilerin her birinin partilerini kurmadan ya da var olanlarında tamamında partilerinin bir taahhüdü olarak millete verdikleri sözlerin en başında bulunur. Ancak iş uygulamaya geldiğinde hepsi bu taahhütlerini unutur.
Demokrasi sadece nutuklarının malzemesidir. Ya da bir şekilde ayaklarına bir taş değmişse millete oynattıkları oyunun adı. Demokrasiden anladıkları sahibi oldukları hakimiyetin varlığıdır.
Bu anlayış demokrasi dışı güçlerin önünü açar ve onların gerekçelerine malzeme olur.
Bu kanunun değiştirilmemesinin hikmeti aslında bilinmez değil. Herkesin malumudur. Siyasi parti liderlerinin hiç de işine gelmez bu kanunun hakça düzenlenmesi. O zaman cumhur nispeten de olsa söz hakkına sahip olacaktır. Padişahlık sarsılacaktır. Milletin istemedikleri, il başkanı, milletvekili, belediye başkanı adayı olamayacaktır.
Hakim huzurunda başlayacak olan siyasi parti üyeliği ile siyasetin finansı üyelerce karşılanacağı için parası olanların önde oluşu, nispeten de olsa engellenecektir. Marabalar da söz sahibi olacak. Ya da en azından onların da söyleyebileceği sözler olacaktır.
Parti liderinin isteklerini değil de asılın yani milletin isteklerini önde tutan milletvekilleri olacaktır. Aynı şekilde belediye başkanları, il başkanları, bakanlar olacaktır.
Bu günlerde toplumun önüne sürülen anayasanın demokratikleşmesi adına değiştirilmesi teklifi ile parlamento önüne getirilen yasaların önemli olduğunu düşünüyorum. Ancak yasayla değil de hazırlanacak bir kanunla yapılabilecek bu düzenleme, neden yapılmaz?
Şöyle bir bakalım siyasi partilerimize, şehrimizden bakalım. Ankara’dan değil. Şu an milletvekili olanları Edirneliler mi istedi yoksa genel merkezler mi? Belediye başkanı adaylarına bakalım, Edirne’de yaşayan siyasi partilerin teşkilatları mı istedi onları yoksa genel merkez mi? Ya da siyasi partilerin il başkanlarına, yönetimlerine bakalım onları teşkilatlar mı seçti (bu soruya evet diyenlere “gerçekten mi” diyorum.)
Sonra da soralım kendimize, vekaletimizi isteyenler neden vekalet verdiklerimizi bizim belirlememizi istemezler? Bu ne dümendir?
Yani ne demek ister bir partinin genel başkanı sen anlamazsın iyi olanı ben bilirim senin için. Sen benim istediklerime oy ver. Bak gör onlar seni “nasıl da güzel temsil” edecekler mi demek ister. Yoksa benim saltanatım için iyi olan benim belirlediğimdir, ancak o benim doğru ya da yanlış itaatkarım olacaktır. Asıl olan benim iktidarım seninki değil mi demek istemektedir...
Bu noktadan hareketle Başbakanlar ve diğer siyasilerin toplum ile yönetmekten gelen büyük bir hak ve hukuk ilişkisi vardır. Bu ilişki, dünyanın sonrasındaki ebedi yaşama inananlar için muhakkak önemlidir.
Yaratılıştan gelen bu hakkımızın (yani seçme ve seçilme hakkımızın) gasp edenleri bilmeliler ki hiçbir makam ve mevki sonsuz değildir.
Parası olanların önde olması yönetici olabilmesi; parası olmayanlarınsa devamlı yönetilen olması onların da diğerlerinin de kaderi olamaz. Ancak bu adaletsiz yapı, mevcut kuralların sonucudur. Onun için kendini inanmış diye tarif edenlerin buna rıza göstermesi düşünülemez. Bu inanç sahipleri içinde, elinde bu kuralları diğer insanlar lehine değiştirme gücü olup da değiştirmeyenler varsa (ki var) bilmeliler ki; onları ne haklarını yedikleri insanlar ne de yaradan affedecektir.
Yönetici olmak bir büyük sorumluluk işidir. İnsanın hem bu dünyasını hem de ahiretini hazırlayan bir büyük sorumluluğun işidir.
Toplumumuz demokrasinin sadece lafına aşinadır. Kendisini hiç tanımamış ve de aslında hiç de merak edip öğrenme gayretinde de olmamıştır. Sunulana lütfedilene rıza göstermiş, kanaatkar olmuştur.
Gerçi azıcık hayıflansa sopanın sırtında olacağını çok iyi bildiğinden belki, zavallılığının faturasını kadere kesmenin uygunluğu kolayına gelmiştir.
Ancak bugün yöneten ve yönetilen ilişkisi, toplumun ihtiyaçlarının giderilmesinde belirleyen olduğundan kadere kesilen fatura yerini akılcıl sorgulamalara bırakmaya başlayacaktır ve başlamalıdır.
Siyaset kurumunu da daha çok güçlendireceğine inandığım bu düzenleme ile toplumun siyasete ilgisi, katılımı artacak bu kurumun ve ilgilerinin üstündeki olumsuzluklar da ortadan kalkacak ve daha rasyonel katılımlarla toplum, bilgili, ehil insanlara kavuşacaktır.
Bu yüzden sizlerden öncelikle kendiniz daha sonra toplumumuzun tamamı adına, talebim odur ki lütfen oturun ve bir daha düşünün. Siyasette gerçek temsil için, hangi partiden olursanız olun mevcut siyasilerden bu haklı talebinizin cevabını isteyin.
Ehil olmayan, hak etmeyenlerce ve de belirleyicisi biz olmadığımız insanlarca yönetilmek inanın kaderimiz değildir. Yalnızca şikayet ile kazanacağımız da bir şey olamaz.
Yanlışı düzeltmek için talepkar olmalıyız. Talep etmeli ve gereğini yapmalıyız.
Selam ile...