Bu haber 12 Eylül 2011, Pazartesi 13:32:24 tarihnde eklendi. 436 kez okundu.
“GAZETECİ” ve Hamdi Sedefçi
Edirne'de çıkan gazetelere bir bakın lütfen, isimlerinin önüne gazeteci sıfatını eklemiş olanların yazdıklarına bir bakın.Ayrıca meramlarını anlatmaya çalıştıkları kelimelerini bir sayın bakalım. Okuduğunuz yazılarını kolay anlayamamış olmanız inanın sizin suçunuz olmayacaktır.
Genel olarak toplumumuzda, özelde şehrimizde yaşayan insanlar için meslek edinimleri, yaşadıkları çevreyle ilintili olunca ortaya tabiki bu sonuç çıkacaktır.Yani kullanılan sıfatların belirleyicisi eğitim değilde çevre olunca yazı ile uğraşanları bekleyen akibet te doğal olarak bu olacaktır.
Adamın günlük yaşamında konuşurken kullandığı kelime sayısı 50 adeti geçmezken yazı için beklenen son da budur maalesef.Yani bu “yazar”ların kaleminden çıkacak olan sonuçta bu olacaktır: anlaşılmayan cümleler ve bağlanamayan konular.
İşin tuhafı bu “gazeteci” nin aynalardan uzak yaşamına bir de eleştiriyi kırmak sayan edirne insanının anlayışı eklenince evet “ben oldum”, “ben buyum” demesi de yine maalesef kolay olacaktır.
“Her işi yaparım abi”sözünün, kazanılan mesleki sıfatların sermayesi olması kültür hayatının da bir parçası olunca, özellikle yerel gazetelerde bundan yeterince nasibini almış görülüyor.
Cehaletin cüretle olan ilişkisi eğitimli insanımızı gerilere iterken; her sunulanı kolay kabul eden insanımız için de aldığı hizmetin kalitesinin aşağılarda olması tabii dir ki doğal olacaktır.
Şehrimizin kültürel hayatının bir parçası olarak Gazetelerimizde üretilen hizmetin kalitesi ülkemiz ekonomisi ile tabii ki ilişkilidir.Ancak yazımızın konusu, edirne de çıkan gazetelerin teknik yapıları değil onlarda yazı yazan ve isimlerininin önüne gazeteci sıfatını ekleyenlerdir.
Kendisine bir gazetede yer bulanlar Ya da günümüzde çok kolay kurulabilen internet gazetelerinde kalem oynatan “kalem erbabıdır yazımızın muhatapları.
Okuduğunuz bu yazının hikayesi ,bunlardan “birinin” geçtiğimiz günlerde Belediye Başkanı ile tartışması sonucunda neler olduğunu anlamak adına yazılarını okumak için araştırmamla başladı.
Arkadaşın yazılarını neşrettiği internet sitesinde gördüğüm tek şey Başkan Hamdi Sedefçi eleştirileri idi.
Yazılan yorumların nerdeyse tamamı Belediye Başkanı ve icraatlarının eleştirilmesiydi.
“Gazeteci” arkadaşın bu siteyi kurma amacının başkan ve icraatlarını eleştirmek olduğu bütün yazılarından anlaşılıyor. Ayrıca bu siteye her giren için oluşacak intibanın da bu olduğunu düşünüyorum.
Başkanı eleştirme işinde hızını alamayıp kendi meslekdaşları içinde isim vermeden “kucağa oturanlar”, “yazarkasa” gibi çirkin yakıştırmalar yapabilme cüretinde bulunan arkadaşın aslında yazılarının tamamındaki anlatım bozuklukları, anlam kopuklukları ve merama uymayan zorlamalarına rağmen, başkan tarafından kaale alınmaktan duyduğu mutluluk ta bazı cümlelerinden anlaşılıyor.
Edirne de yaşamın diğer alanlarında bir çok ilgilenecek konu varken bu arkadaşın başkan sedefçiyi yegane konu edinmesinin bir başka “kucak”la ilişkilendirmek acaba doğru olurmu diye düşünürken, yazılarının birine bir sivil toplum kurumu başkanının yaptığı yorumu görünce durum en azından benim için kolayca anlaşılır hale gelmiş oldu.
Başkandan bu arkadaş kadar dertli olan o sivil toplum kurumunun başkanı da gazeteci arkadaşın başkanla ilgili yazdiği yazısına yaptığı yorumda aynı duygularla başkan sedefçiyi topa tutuyordu.
(Sedefçi ile arasında yaşananları herkesin bildiği bu BAŞKAN ı da önümüzdeki yazıda ayrıca değerlendireceğimin haberini sizlere şimdiden vermek isterim.)
Yerel Ya da ulusal da belediye başkanları Ya da diğer yerel yöneticiler ve bağlı bulundukları kurumların ve icraatlarının gazetecilerin mercekleri altında olmasından doğal bir şey olamaz.
Yani gazete ve gazeteci vergi ve oy verenlerin aldıkları hizmetin denetiminde en önemli araç olmak durumundadır.
Bu görevini yaparken; hizmeti eleştirmek, iyiyi hatta daha iyiyi istemek millet menfaatini gözetmek, varsa suistimalleri araştırmak, ortaya çıkarmak tabii ki onun olmazsa olmazıdır.
İcraat makamlarında bulunanların yaptıkları işler için eleştirilmelerinden araştırılmalarından daha doğal bir şey olamaz.Çünkü yapılan işler için harcanan paralar babalarının kesesinden çıkmadığı için milletin parasının akibetinin ne olduğu herkesce bilinmelidir.İnsanın var olduğu her yerde suıstimallerde mümkün olduğundan varsa bunlarda araştırılmalı soruşturulmalıdır.Olabilme ihtimalinden yola çıkılarak tüm şüpheler yetkililerce değerlendirilmeli ve sonuçları kamuyla paylaşılmalıdır.
İşte gazetecinin görevinin icrasının başladığı yer de budur.
Ancak gazeteci bu görevini ifa ederken kendi menfaatleri yakınlarının menfaatleri gibi yaklaşımlardan uzak kalmak; araştırmaları ve varsa sonucunda bulmuş olduğu yanlışları bu yaklaşımlardan uzak tutmak zorundadır.
Eleştirilerini kişisel duygularından ötelemeli ve rasyonel sonuçlarla yapmalıdır.
Aksi durumlarda suistimalin en büyüğü onun için var olacaktır.
Belediye de çalışan bir yakının iş aktinin feshi o gazetecinin belediye başkanı hakkında olumsuz yayınlar yapmasının gerekçesi olamaz.Ya da Başkanın bir gazetecinin şahsi menfaatine uygun talebinin reddi, o başkan için olumsuz bir kampanyanın başlayıp sürmesinin gerekçesi olamaz, olmamalıdır. Veya bir başka menfaat sahibinden elde edilecek menfaatler için (hadi biz kucağında olmak demeyelim)maşası olmak adına muhataba haksız yorumlarla saldırmakta gazetecinin işi olmamalıdır.
Eğer oluyorsa özellikle Edirne gibi küçük şehirlerde “bu işler”gizli kalmaz,herkesce bilineceği de böyle bir durumda olan “gazeteci”tarafından bilinmelidir.
Başkanın siyasi aidiyetinin varlığı ya da yakın gelecekte muhtemel değişikliğinin haberi gazetecinin konusudur.
Ama bu konu üzerinden başkanın hukuk önündeki sonuçlanmamış davalarının ilişkilendirilmesi ve siyasi kişiliğine saldırılması yanlıştır. Yapılan yorumlar insan vicdanından müstagni olamaz. Ve biz öyle biliriz ki gazetecide bir insandır.
Bu şehirde yaşayan her insan gibi belediye icraatları ve başkan ile ilgili bizimde eleştirilerimiz vardır.Ancak eger yazı varlığımız sadece bir kurum ve bir şahısla sınırlı olursa o zaman aynı eleştirilere maruz kalmak tabiki bizim içinde hak olacaktır.
Onun için bu gayretimiz toplum önünde ki faaliyetlerimizde teraziyi hakça tutmak olmalıdır.
Ne başka kavgalardan menfaat ummak ne de şahsi menfaatlerimize uygun kavgalar üretmemektir.
Sonuç olarak görülüyor ki bir mesleki sıfata sahip olmanın yegane yolu eğitimdir.
Bizim gibi taşra vilayetlerinde sosyal çevre itelemeleri ile geçim sağlanacak bir işin sahibi olunabilir ama o mesleğin sıfatına sahip olunamaz.
Hoşçakalın........
| Diğer Ömer Faruk Yazıları |
|
|